Okinawa
Karate-Do'nun, 1945'Ii
yıllardan itibaren, dünyada müthiş bir hızla yayılması, başlıbaşına bir tarihtir.
Bir dünya savaşından yenik çıkmış, Hiroshima ve Nagazaki şehirleri tamamen haritadan silinmiş,
pek çok şehri ve sanayi merkezi bombalarla yıkılmış,
ordusu yokolmuş, ekonomisi ezilmiş
ve binlerce ailenin pek çok evladını kurban vermiş bir Japon ulusu, manevi değerlerini korumasını
bilerek, elinde kalan tek şeyi olan kültürünü, kendisini yenen, yere yıkıp üstüne çıkmış bir
batı dünyasına, hem de çok iyi bedeller karşılığında ihraç etmeyi bilmiştir. Dahası,
bu derin kültür yanında, aslında henüz tam kendine ait olmayan bir şeyi, Karate'yi de tüm dünyaya tanıtmış
ve böylece, günümüzde milyonlarca kişinin uğruna ter döktüğü dövüş sanatı, adeta ses hızıyla
yayılıvermiştir.
Pek güzel de, acaba bugün üzerinde "Made in Japan" yazan
Karate esas hangi kültüre dayanıyor, bunu biliyor muyuz?
Günümüzde, dövüş sanatları
ve bilhassa Karate üzerinde gittikçe daha derin araştırmalar yapılmakta. Yeni yeni dokümanlar, deliller, kalıntılar
bulunmakta ve böylece Karate'nin, yıllarca ardına saklandığı mistik bulutlar yavaşça aralanmakta
ve yeni bulguların ortaya koyduğu inkar edilemez sonuçlar ışığında, adeta Karate tarihi
yeniden yazılmaktadır.
Bazı sanılar yıkılmakta,
bazı yeni bilgiler ışığa çıkarak günümüz Karatesine yeniden bir yön vermektedir denilebilir.
Artık tarih, Karateyi, Japonya'ya Japonlardan başka ve aslında onlara hiç de benzemeyen bir ulusun, muazzam
Çin Medeniyetinden benimseyerek geliştirip, bir ekonomik meta olarak ihraç ettiğini biliyor. Bu toplum aslında
Japonlarla pek az ortak yönü olan, hatta lisanı bile farklı olan Okinawa halkıdır. Tarihçiler çeşitli
etnik toplulukların, Endonezya ve Filipinlerden hareketle, Okinawa ve oradan da zaman içinde Japon adalarına ulaştıklarını
belirtir. Japon antropolog Kanazeki Takeo'ya göre bu etnik grupların Okinawa'da zaman ve mekan içerisinde yerleşir
olmaları günümüze ulaşan Okinawa halkını oluşturmaya başlamıştır. Japon dil uzmanı
Shiro Hattori, Kyoto ve Okinawa dilleri arasında mukayeseli bir araştırma yapmış ve gerek Okinawa
gerekse Japon dillerinin, 3. ve 4. yüzyıllarda bölünüp ayrılarak değişik iki diyalekt oluşturduğu
hipotezini ortaya atmıştır.
Esas adı, "Okyanus üzerinde
yüzen halat parçaları gibi" anlamına gelen "Ryu Kyu" olan Okinawa, 1.220 km2'lik bir alana sahip olup Çin ve Japonya
arasında bulunur.
Japon adaları ile Okinawa arasındaki ilk tabii
olarak oluşan ilişkiler, Çin'in etkisi ile "demir devriline giren Japonya'nın radikalleşmesi sonucu, M.Ö.
3. yy.'dan itibaren seyrekleşmeye başlamış ve bu arada Çin kültürünün ezici tesiri altında kalan
Japonlar,aynıÇin'ebenzerbirdevletteşkilatıkurmuştur.
11. yy'a kadar tarımda tahta ve kemikten
yapma aletler kullanan Okinawalılar, Japonlardan demir aletlerin ithali ile, ada küitüründe hızlı bir gelişme
sağlamışlardır. Yine bu dönemde, adadaki üç kabile, yani Chuzan (Orta Dağı), Nanzan (GOney Dağı)
ve Hokuzan (Kuzey Dağı) aralarında bazen savaşmış, bazen de bir araya gelebiimiş ve Okinawa'nın
demir aletler kullanarak adeta bir tarım devrimi yaptığı bu döneme Sanzan - Jidai (3 Dağ Devri) denilmiştir.
Işte bu Sanzan şefieri, 14. yy'da Çin'le gitgide artan ilişkiler kurmuşlar ve bu da adanın tarihinde
yepyeni bir sayfa açmıştır. Devrin Çin Imparatoru Ming, emir vererek Okinawa'dan at ve kükürt alınmasını
sağlamış, buna karşılık Okinawa'ya porselen ve döküm aletler satılmıştır.
Bu şekilde Sanzan-Jidai döneminde Okinawa halkı hızla gelişmiş ve bu arada da Kore ile de ilişki
kurulmuştur. Kore'ye gidip gelen gemiler, Kyushu'ya uğrar olmuşlar ve böylece, Japonya ile temaslar artmıştır.
Bu arada Sanzan Kralı
Satto, Çin Hükümdarı ile ilişkilerini artırmış, resmi yazışmaların ardından Okinawa'ya
bazı Çin aileleri gelip yerleşmiştir. O gü ne kadar Okinawa - Jima olan ada adı, Çinlilerce Ryu Kyu olarak
değiştirilmiş ve bu, 1880 yılında adaya resmen tekrar Okinawa denilene kadar sürmüştür.
1372'den itibaren, artık Ryu Kyu
Hükümdarları tahta geçerken, Çin Imparatoru tarafından isimlendirilir olmuşlardır ve nihayet 1392'de Ryu
Kyu Kralının isteği Ozerine, Naha şehrinin Kume kasabasına 36 adet Çin ii aile, Çin HOkOmdarı
tarafından gönderilerek yerleştirilmiştir... Ve işte, tarihte adına pek az rastlanan bu minik kasaba,
günümüzün harika dövüş sanatı Karate'nin, Çin'den gelen tohumlarının verimli topraklara ekildiği
yer olmuştur... Işte bu tarih noktasından hareketle, günümüze Okinawa'dan üç adam Kenwa Mabuni, Gichin Funakoshi
ve Chojun Miyagi 3 karate stilini getirmiş daha sonra bunları takiben bir Japon olan Hironori Ohtsuka dördüncü ana
stili geliştirerek tarih arenasına girmiştir. Bu stilierin oluşumunu sizlere geçtiğimiz yıllarda
tarihsel bir çizgide vermiştim. Bu yazı dizisinde ise, Karate'nin stilierinin oluşumundan ziyade, bu stilierin
yaratıcılarının tarihsel gelişimini anlatacağım. Bu arada mensubu olduğum Avrupa Karate
Akademisi'nin yaptığı derin araştırmalar sonucu oluşan bulgulara dayanarak, bazı tarihsel
bilgiler vereceğim.
Bir insan, her ne meslekten olursa olsun devamlı
öğrenmeye, kendini yenilerneye mecburdur. Yani kişi, her açıdan kendi kendini aşmalıdır. Eğer
herkes sahip olduklarıyla yetinse idi, toplumda dinamizm ve dolayısıyla toplumsal ilerleme olmazdı. Tıpkı
dövüş sanatlarında olduğu gibi amaç her geçen gün kendini aşmak... Işte bu düşünce ile bulunan
bir belge "Bubishi" ve gerek Japon, gerekse Okinawa'lı tarihçi ve antropologların araştırma ve bulgularını
didik didik eden Avrupa Karate Akademisi Başkanı Kendji Tokitsu, "Histoire du Karate-Do" (Karate-Do'nun Tarihi)
isimli yepyeni bir eser yayınladı. 225 sayfalık ve tamamı tarihi belgelere dayalı bu eserinden bir
tanesini de, Paris'teki Akademi Büyük stajında bana imzalamak nezaketinde bulundu. Bu eşsiz eserden yararlanmayı
ve bu bilgileri kısmen de olsa sizlere aksettirmeyi kendime bir görev olarak alıyorum. Aslında biz hocalar,
asırjardır gelen bir uzun zincirin halkalarından başka hiçbir şey değiliz. Ve eğer bize
bir şey gelmişse, bunu bizlerden sonraki nesillere olduğu gibi yansıtmak bizlerin en önemli görevidir.